28 Nisan 2019 Pazar

Medya ve Götürüleri

  Artik birçoğumuz haber izlemek istemiyor biliyorum. Artik yüreği güzel kimsenin canı can yakıcı haberlerle kavrulmak istemiyor. Üzücü ve sarsıcı olaylar silsilesi ülkece boyumuzu aştı.
  Hatırlıyorum eskiden tv de pazar sabahlari Barış Manço ile Adam Olacak Çocuk programı olurdu sevgi-saygı dolu bi programdı. Kazananı sevgi ve saygının olduğu yegâne programlardandi. Bugün birileri çıktı 7 den 70 e herkese ahlaksızlıkları oyun-eğlence diye yutturdu.     Eğlenmeyi insanlar böyle birşey sandı. Sürekli 'özel hayat' denilen şeyin tüm mahremiyetinin ortadan kalktıgi bi çağda yaşamak zorunda bıraktı bizi bu ve bunun gibi birçokları... Sonra bir bakmışız sevgisiz saygısız samimiyetsiz bir nesil etrafı sarivermis. Bizi böyle bir varmış bir yokmuş masallarla çok güzel uyuttular. Uyuşturdular unutturdular.
  Öylesine ferasetsiz aşırı giden kişiler oldu ki bu nesil minicik çocuklara tecavüzler, binlerce öldürülen kadın, korku filmlerine konu olacak kadar işkencelerle dolu hayatlar ... Nasıl mı böyle olduk neden mi bunlar arttı? Çok basit! Imansiz bir nesil geliyor. Çanakkale'de plânlananlar böyle sosyal medya fenomenleri, youtuberlar, şarkıcılar, senelerdir din din diye avazı çıktığı kadar şekilcilik yapıp ona buna sataşıp ülkeyi bölen bu malum zihniyet çok güzel çanak tuttu bu planlara.
  Dikkat edin evlilik yaşları üst seviyelere çıktı. Sapıklıklar artti. Hepsi de özellikle bu dönemde hızla arttı. Neden mi? Çünkü yine tüm medya sanki ülkede hicbir sorun yok herkes lüks içinde ekmek elden su gölden yaşıyor gibi gösterdiği ve bu saçma insanların hayatlarına özenmeleri (fenomenler bir takım ünlüler vs.) Sonucu herkes değerlerden ziyade değersiz şeylere takılmış durumda.
  Bu nesil bu saçmalıkları göre göre doğruyu bu sandı. Sandığın gibi değil sevgili kardeşim. Bildiğin gibi değil. Bilmediklerini ara sen. Bildiklerin doğru değil. Gördüklerin kocaman yalan ve yanılgı. Yok olduğumuz bi yerde çok fazla varmış gibi yaşıyoruz. Imami Rabbanî hz.leri mektubatı şerifte  şöyle der;" İncilerin ağırlığı, sağır etmiş kulağını,
Ne yapayım, duymaz olmuş, ağlamamı, sızlamamı." 

18 Nisan 2019 Perşembe

KADIN VE İSLÂM

   Bir kadın olarak bunları yazmam belki biraz manidar olabilir ama ben bunları bugün ki topluma dayatilmaya çalışılan kadın olgusunun yüzde 95 i müslüman olan bir ülkede yaşayan biri olarak gördüğüm hissettiğim yanlışlardan ve doğrulardan söz etmek ıstiyorum.
  Aslına bakarsanız kadının islamdaki yeri tartışılmaz en büyük rütbelerdendir. Nerden mi biliyoruz? Hz. Meryem'den hz. Amine'den Şifa hatundan hz. Hatice'den hz. Sevde den hz. Aişe den, hz. Fatıma'dan ve daha nicelerinden biliyoruz.
   Hz. Peygamberin sa. Kadınlara nasıl davrandığını islamiyet geldikten sonra kız çocuklarına nasıl hürmet edilmesi gerektiğini kızı Hz. Fatıma odasına girince ayağa kalkarak hürmetle karşıladığını onları omuzlarında taşıdığını namaz konusunda son derece hassas olmasına karşın namazda dahi çocuklarının torunlarının oyun oynamasına sabırlı hoşgörülü sevgili yaklaşımi nasıl değer verilmesi gerektiğini bize gösteriyor.
   Fakat bugün adına şiirler kitaplar yazılan, mahrem sayilan, hürmet edilen, sakınılan ve kendini sakınan islamiyet kadınları artık topluma farketmeden dayatılan bir takım hususlardan dolayı şirazesini şaşırmış durumda ordan oraya savruluyor.
Kadın anadir, yârdir, vatandır. Tarihten bugüne "bir toprağını ele vermem cesedimi cignetmeden." dediğimiz vatanlarımızı kendi ellerimizle ceset filân hak getire sakınmadan çalışma ortamlarına tüm ahlaksızlıkların cirit attığı okul ortamlarına kendimiz attık. Elbette demek istediğim şey kız çocukları okumasın değil. Elbette okumalı kültürlü seviyeli ne istediğini bilen dürüst insanlar olmalılar ama hem karnım doysun hem pastam dursun malesef olmuyor.
   Eskiden medreseler vardı. Islâmiyet tasavvuf fıkıh tefsir hadis ışığı altında çok güzel öğretiliyordu. Çok nezih, feraset, duygu dolu, maneviyatli kendi degerini bilen kadınlar ve o kadinlarin değerini bilen erkekler yetişiyordu. Şimdi okul dediğimiz yerlerde malesef söylemeye utandığımiz ama hepimizin bildiği şeyler artık çok normalmiş gibi yaşanıyor.
   Çalışma ortamlarında neler döndüğünü gayet de herkes biliyor. Çirkin şeyleri tekrar etmeye gerek yok ama toplumun acı yarası budur işte değer yargılarının bir bir yok olması veya algı operasyonları ile yok edilmesi. Nedir bu algı operasyonları? Meselâ sanki kadın çok güçsüz de güçlü kadın algısı meydana getirilmeye çalışılıyor. Güçlü kadın nasıl olurmuş efendim? Çalışan ekonomik gücü kendi elinde olan kimseye muhtaç olmayan minnet etmeyen kadınlar güçlü addediliyor. Iyi de böyle diyerek kadını 'kadın' kimliğinden uzaklastirdik. Kadınlar kimlik bunalımı yaşıyor artık.
   --"Ama Efendim hz. Hatice çalışıyordu ticaretle uğraşıyordu." Diyenler çok fazla. Bu doğru. Hz. Hatice malını mülkünü islamiyete harcadı ve zaten hz. Peygamber'e dolaysıyla islamiyete böyle biri gerekiyordu çünkü kendisinin durumu hepimizin malumu...
   İşimize geldiği gibi değil de net bi şekilde anlayarak konuşsak zaten; "Ama Peygamberin sa. Birden çok hanımı vardı. Bende alırım o zaman." Diyen insanlar ortaya çıkmazdı.
   Malesef uzun saça sünnet deyip onu yapan farz olan hiçbirşeyi yapmayan insanın bu bencil kafasını taşıyan herkes anlayamadan konuşacak ve menfaatleleriyle örtüşmeyen hiçbirşeyi kabul etmeyen ınsanlara vicdanıyla karar vermesini, derinlemesine anlamasini beklemek belli ki ki büyük yanılgı olacak. Neyse velhasılı kelam;"Cennet annelerin ayakları altındadır." Der hz. Muhammet Mustafa s.a.s. varın gerisini siz düşünün.

7 Nisan 2019 Pazar

İçsel Doygunluk (Manevî Tekamül)

   Gündelik telâşlar, işler, çalışanlar için her sabah evden çıkıp bir sürü yol trafik, evdeki hanımlar için çocuklar bitmeyen ev işleri, şehirde hızlı bir yaşam ve hissedilmeyen bir sürü duygu... Aslında en önemlisi de bu! Hissetmeyen sadece hırsları için yasayan bir sürü insan.
   İçsel doygunluk hissi sadece ve sadece 24 saatin her salisesi Allah'i düşünmek iledir. Bugün meditasyon denilen ama aslında rabıta dedigimiz olay budur. Rabıta 24 saatin 15-20 dk.si otur bi köşede sessizce Allah'i düşün demek değildir. Rabıta yani bağlılık her an olduğu zaman gerçek anlamını kazanir.
   Eğer mutlu olmak istiyorsanız Yaradani yarattıklarını yaratma amacını var oluş amacımızı hakikat-i düşünün. Çünkü insan yaşamı boyunca hakikat-i arar. Ya ölmeden onu bulur ya da öldükten sonra...
   Sürekli onu-bunu şikayet eden gününü beynini şikayetle geçiren çok insan var. Bu neden kaynaklanır? İnsanın dönüp içsel hayatını düzene sokmaya çalışmayıp etrafa odaklı yaşamasından kaynaklanır. Dikkat edin fitne fesat kişiler tam da bunlardır.
   Etrafa odaklı yaşayıp kendindeki içsel duyguları düzene sokmayan kişi asla içsel doygunluk huzur mutluluk hissini yakalayamaz çünkü onun aklı ve kalbi başkalarının hayatıyla meşguldür. Örnek almak ayrı şeydir ama insan kendi hatalarına odaklı yaşayıp âdeta kendindeki virüsleri anında tesbit edip karantinaya almakla meşgul olursa en az kusurla belki bu fani hayati atlatabilir. Başka türlüsü düşünülemez.
   Kuran-i kerim de Allah kainatın en faziletlisini insan diye tanımlar. Ama insan yaptıklarıyla duygu ve düşünceleriyle ya hayvandan daha aşağı olmayı seçer ya da meleklerden daha yukarıda olmayı seçer. Seçer diyorum çünkü her ne kadar külli irade Allah'ın olsa da cüzi irade kullara aittir. Ebru sanatını buna en güzel örneklerden olduğu için de bi hayli sever ve çok anlamlı bulurum.
   Maneviyatı inanci güçlü olan insan en zor zamanları daha kolay atlatır. Içimize dönmeli kendimizle, hatalarımızla yüzleşmeli ve daima hata yapabilen bir varlık olduğumuzu nefsimizle yaşadığımızı bilip belki de bunun ezikligiyle yaşarsak böyle düşünüp odak noktası kendimiz olursak değişime kendimizden başlarsak (hepimiz olarak) bence dünyayı değilse bile dünyamızı değiştirecek güce sahibiz.

Niyazi mısri