5 Eylül 2020 Cumartesi

Ruhun Raks Etmesi

  Öylesine dingin bi yerdeyim ki ruhum sanki alıp basını gitmiş uzun zaman önce burdan. Ki zaten aslında buralı da degildik ya. Ruhum nasıl da yükseklerde şarkılar söylüyor nasıl da sevildiğini biliyor. 

  Öylesine güçlü ki ruhum su gibi narin ve naifçe, sert insanlara sabırla istediği şekli veriyor. Yol olmalı çünkü yâr olmalı insan insana. Taş ki, sert de olsa suyun naifligiyle o bile yola geldi. Güzellikle oluyor güzel olan ne varsa, sevgiyle şefkatle istikrarla...
  Ahh ruhum buralarda değil ki sizi nasıl anlasın buraların değil ki o ... O yaratıldığı ve ;"Belâ." Dediği yerle nişanlı. O kavuşmayı bekliyor. O burada değil. O sevildiğini bildiği yerde huzur ve huşu ile dua ediyor. O bilmiyorsunuz ama içinizde geziyor. Bazen ben bile bilmeden gidip geri geliyor.
  Ruhum kimsenin bilmediği ezgilerle raks ediyor Mevlâna misali. O dönüyor Kabedeki gibi. O giriyor Ravza'ya gülümsüyor. " Ben geldim Ya Rasulallah."diyor. O göçebe gibi, bedenimde misafir olduğunu biliyor. Asıl sevdikleriyle bir araya geliyor. Kimse bilmiyor.
  Bana da sus söyleme diyor sakla bu bir sır diyor ama Imamı Busayri ne kadar dayanabildi? Aşkını itiraf etti. Hem seven sevdigini söylesin dememismiydi O Nebi (sa.) Ama insan utanıyor. Neden söyleyemediklerini anlıyorum. Neden susmak istediklerini biliyorum. Yine de hissediliyor ve hissediyorum. Galiba bu bi insana yeter. Şükürler olsun.


Not:
Hadis-i Şerif hafızı İbni Hacer El-Askalani (rahimehullah) şöyle dedi:

 “Vecdin galebe çalmasından dolayı aşırı sevgi, hayâyı ve vakarı giderir. Kendisinde vecd bulunan kimse, sevgisini gizleyemez. Bunların yaşadıkları haller reddedilmez, mazeretlerini kabul etmek gerekir. Aşk ve sevgiden dolayı sâfî sûfîlerin makamlarına yakışmayan iradesiz hareketleri olabilir. Hallerine göre semâ anında -müzikten- işittikleri işaretleri anlarlar ve iradelerine hakim olamazlar. Bundan böyle dengesiz raksetmelerinde mazurdurlar.” (İBNİ HACER EL-ASKALANİ, FETH'UL-BARİ, CİLD; 9, SAYFA; 563)

 Konu hakkında Hüccetü'l İslam İmam-ı Gazali (rahimehullah) şöyle der:

 “Raks, bir sevinme ve sevinçten doğar. Raksın hükmü ise onu tahrik eden sebebe göre hüküm alır. Eğer rakseden adamı şevke getiren meşru ve ulvî bir duygu ise, onun raksı o sevgiyi arttırdığı için güzeldir. Şayet mübah ise, raksı da mübahtır. Eğer meşru olmayan, harama vasıta olan bir şeye sevinmişse, raksı meşru değildir.” (HÜCCETÜ'L İSLAM İMAM-I GAZALİ, İHYA'U ULUMUDDİN, CİLD; 3, SAYFA; 300)

 Hazreti Mevlana Celaleddin Rum-i (rahmetullahi aleyh) ise, semâın, hak âşıklarının gıdası olduğunu, onda canan ile (hakikî dost ile) buluşup kavuşmanın lâtif bir hayali bulunduğunu söyler. Ve semâın manevî hal sahibi olanların gönülleri için bir döşek olduğunu belirtir.
(MEVLANA CELALEDDİN RUM-İ, MESNEVİ ŞERİF-İ NAHİFİ TERCÜMESİ, CİLD; 1, SAYFA; 2)  

Niyazi mısri