25 Temmuz 2020 Cumartesi

SEN ÇEKİL ARADAN TECELLİ ETSİN YARADAN

  Geçenlerde bir arkadaşımı aradım takvali çok da güzel hanım hanımcık tatlı bir kızcağız. Aslina bakarsanız sürekli görüştüğüm biri değil ama büyüdükçe hemcinslerimi daha iyi anladım. Neyse işte biraz gönlünü okşamak istedim. "Kimseye anlatamadıklarını anlıyorum dert etme." mesajını vermek istedim. Genel itibarıyle kendimden örnekler verip 'kızım sana söylüyorum gelinim sen anla' misali çenem düşmüş olacak ki 20 dakika konuşmuşum:))
  Farkettim ki kız bazı bazı ağladı ben konuşurken. Duygularına dokunmuş olacak ki duygu boşalımı yaşadı sanırım. Amacım bu değildi tabi ki. Rahatlasın istiyordum. Bu da bir rahatlama şekli galiba :))
  Velhasıl kelam çağımız dünyasında insanlar menfaati uğruna böyle takvalı masum kızlarımızı üzüyor kırıyor hakkına girip ortada bırakıyor. Nasıl da hassas kırılgan narinmiş ki yüreği ağladı. Belli etmeden... Elbette benim için hissetmek zor olmadi.
  Allah koronadan sonra bir sefkat tokadı daha gönderecek gibi hissediyorum bizlere. Bu deprem ile mi olur nasıl olur bilemem Allah bilir ama havalarin gidişini açıkçası begenmiyorum. Bi tuhaf hayvanlar filân... Biraz mantıklı düşününce şu sosyal mecraları vs. terkedince ne kadar saçmalıyoruz aslında daha net görüyor insan. Herşeyi her anımizi paylaşır olduk. Hislerimizi yüz yüze ifade etmez olduk bir story paylaşarak hislerimizi ifade eder hale geldik. Ne acı ki hislerimizi de yitiriyoruz farketmeden. Şu hassas yürekli kızları üzecek kadar gaddar olmanın başka bi açıklaması olamaz. Helalinden istemiyor çoğu hiçbirşeyi herşey onun bencilligine hizmet etsin de haram helal ne önemi var değil mi? Ne yedik ne içtik bu hale geldik anlamiyorum ki? Kimlerle oturup kalktık?
  Toplumumuz dejenere oldu malesef ama bunu da sindirebilmiş değil. Arafta kalmış sanki. Yürekleriyle ilişkileri kesilmiş gibi bir çoğunun. Akıl vicdan edep adap terazileri şirazesini yitirmiş. Haliyle denge yok oldu.
  Bugün sevgi dedikleri şey malasef bencilliklerine hizmet eden bir varlığın bulunması şeklinde nefsanî bir arzunun ötesine geçmedi. Samimiyet zaten hak getire... Allah 'ın en çok istediği şey değil miydi ihlâs (samimiyet) ? Ne diyordu;" insanlar helâk oldu ancak âlimler müstesna. Alimler de helak oldu ancak ilmi ile amel edenler müstesna. Ilmi ile amel edenler de helâk oldu ancak ihlas ile amel edenler müstesna. "
  Bunu ilişkiler için düşünürsek mantığı anlarız gibime geliyor. En güzel rehber yine Peygamber sa.'ın aile hayatı ve eşleriyle münasebeti ama bugün bunu kim umursuyor ki? O'nun hayatında o kadar çok örnek var ki huzurlu mutlu aile hayatı için erkeklere, günümüz erkeği bunu öğrenmek anlamak dahi istemiyor o kadar kolaycı olmuşlar ki bu bile külfet geliyor.
  Beyler! ... Kendinize gelin. Daldan dala atlamayın asabımı bozmayın ahahaa. Şaka bi yana. Insan elindekinin kıymetini elindeyken bilmeli. Yoksa Allah'ın tokadı geliyorum diyor daha ne desin? Malasef biz toplum olarak insanlık olarak adaletli vicdanlı isabetli samimi davranmadıkça başımıza gelecek var. Ruh tekamül etmek istiyor tatmin olmak istiyor. Zahmet olacak ama biraz çaba...
  Emin olun sürekli araştırıyorum bi karar vereceksem;" bu durumda O (sa.) Ne yapardı?" Diye düşünüp benzer hadiseyi araştırıyorum. Evet insanız hatamız günahımız çok. Yanlışlar doğrular hepsi bizim için. Bu demek değil ki;"şımar nasılsa Allah nimetini kesmiyor. N'olcak onun canını yak bunun  hakkina gir. 2 gün sonra unut. " herşeyden kaçar da insan vicdanından kaçamaz. Gün gelir o vicdan boğar seni. Yakana yapışır. Bırakmaz. Adaleti sağlar. Zamanında adaletsiz davrandığın ne varsa seni onsuz bırakır. Elini kolunu bağlar kımıldayamaz olursun. Için içini yer ama konuşamazsın. Yüreğinde yaktığın canların yangısı alevler içinde bırakır seni. Yaktığınız canlara ne mi olur? Yüreklerinin hafifliğiyle başka alemlere gitmişlerdir bile. Aglayarak söndürdükleri o yaktığınız ateş ilâhi terazide size yol alıp yerini bulmuştur bile. Ne diyelim ilahi adalet şaşmıyor. Nereye gitseniz peşinizde. :) 

1 Ekim 2019 Salı

DEPREM

  Daha günler önce korkudan bacaklarımızı titreten bizi buz kestiren bir deprem yaşadık Istanbul'da. Belki de asıl korkmamız gereken şeylerden korkmadıgimiz için bize bu korku duygusu yaşatıldı. Mutlak güç sahibi tekrar hatırlattı bize, bu kibirli hallerimize bir "ol." demesiyle aniden yeri ayaklarımızın altından kaydirabilecegini...
  Çok korktuk biliyorum. Adaletsiz olmaktan korkmadık ama vicdansız olmaktan hakka girmekten hiç korkmadık o zaman hiç böyle ellerimiz buz kesmedi bacaklarımız titremedi. Kötülük ederken kibirle dünyada dolanırken hiç korkmadık meselâ. Allah öyle merhametli ki hepimizin günahlarını biliyor ve bakın hiç açık etmiyor. Hiç bizi bizim kendimizi rezil ettiğimiz kadar rüsva etmiyor. Tam tersine saygın olmamiz için bizleri terbiye ediyor.
  Sevdiklerimiz ne kadar önemli değil mi? Hemen onlar için endişendik telefonlara sarıldık iyiler mi diye. Keşke Allah'ın bizim için endişelendigini de görseydik, keşke bizi buraya tadımlık gönderdiğini asıl doyumluk yerin ahiret olduğunu anlasaydık, keşke bir adım biz gitseydik de şımarmadan, bize nasıl koşuyor bilseydik, keşke burada fragmanı çektiğimiz filmin asıl versiyonunun ahirette devam edeceğini ve nasıl bir film izlemek istiyorsak onu cekmek için çabalamamız gerektiğini bilseydik...
  Birine adaletsizlik, vicdansizlik, kötülük, vefasızlık, sevgisizlik edecegimizde de içimize o korku düşer inşallah da bacaklarımız titrer ellerimiz buz keser aklımız dumura uğrar da kendimizi sorgularız. Içimizde bir deprem yaşadığımız da kalplerimizi bi silkeleyip ruhumuz ile korktugumuzda hislerimiz samimileştiginde herşey daha şeffaf olur.

22 Eylül 2019 Pazar

Zamane Zihniyetleri

   Kadını doğurgan bir makine gibi gören zihniyetle erkeği sadece maddi güvence olarak gören zihniyet arasında sıkıştık kaldık. Bu cağda nereye yönümü dönsem nereye bi başımı çevirsem nereye bi iyilik getirsem gördüğüm tek şey dünyanın sadece menfaat üzerine kurulduğu gerçeğiyle karşılaşmaktan başka birşey olmadi.
  Herkes müslümanım dedi ama islama uygunlukta sınıfta kaldı. Herkes seviyorum dedi ama hissetmekte sınıfta kaldı. Herkes kötülük kötüdür dedi ama kötülük etmekten geri durmadı. Erkeklerde öyle bir şişirilmiş ego var ki bunu ne islam kabul eder ne vicdan ne ahlak... Kadınlarda öyle bir kompleks var ki bunu ne psikoloji kabul eder ne beyin? Biz bunları nerden öğrendik öyleyse?
  Toplum baskısı ve dünyayı yöneten kurucu erkek akılları kadınların iş gücünde daha fazla kullanılması için hem ev hem iş hayatında 'kullanimini' arttırmak için, zaten yeterince güçlü olan kadını 'güçlü kadınlar' olarak diye bi başlık attı ve bu başlığın altını işlerine geldiği gibi doldurdu aslında yine erkek topluluğuna hizmete adadı ve bunu da âdeta şöyle teşbih edeceğim; hani siz bir işi yapmak istemezsiniz veya toplumda bu tarz kişiler cok vardır;" yaa sen X tatliyi harika yapiyosun aslansın kaplansin sen yaparsın." Dedikleri gibi o insani böyle gaz vererek nasıl kullanıyorlar ise bu yönetici kurucu erkek akılları da sistemi bu 'güçlü kadınlar' başlıgi altinda bu sekilde sisirdikleri kadın egosuyla ve aslında kendi yapmaları gereken bir işi yaratılışlarindaki o erkek gücünü kadına yükleyerek adeta daha da fazla kullanmak ve kendilerine hizmet ettirmek üzerine kuruyorlar kurdular. Biz kadınlar da bilerek veya bilmeden bu sisteme köle olduk.
  Nasıl mi? Türkiye sartlarinda bir çift evlendiğinde ikiside çalışıyor diyelim ikiside aşağı yukarı aynı gelire sahip diyelim. Bu çift eve geldiğinde kadın hem gelip çocuk varsa ona bakıyor (zaten bakıcıya vermek zorunda olmanın suçluluk psikolojisiyle işe gidiyor) evde yemek çamaşır ütü bulaşık evin düzeni alışveriş ve tüm bunları düşünme işi türkiye şartlarında yüzde doksan kadında... Peki eve gelince erkek napiyor? Bi salata yapiyor 'yardim' ediyor bi çamaşır katliyor belki 'yardim' ediyor. Eksik olmasin da... Şimdi nerde burda adalet? Nerde vicdan nerde ahlâk?
  Madem ikisi de çalışıyor psikolojik ve fizyolojik olarak neden kadın daha fazla yoruluyor o zaman? Kadınları dolayisiyla toplumu mahfetti bu zorba zihniyet. Kadınlar toplumun vicdanıdır ahlâkıdır koca bir nesli yetistiren analarıdır.
  Kolaycılık, erkek edilgen bi toplum kadını bu;"calışmalıyım ve aile olduğum bu adama hatta çocuğumun babasına hatta sevdiğim adama muhtaç olmamalıyım. Cünkü bu zaman da kimseye güven olmaz." Diyerek zaten erkeğe dolayısıyla aile hayatına büyük güvensizlik duygusuyla başlıyor. Herşey daha farklı olabilir lakin bu toplumda bu kadar bencil erkek doluyken minicik çocuklarının gözü önünde ;"Çocuğumun babası ışsiz kalmasın." Diyerek boşandığı eski kocasının ceza almaması için şikâyetçi bile olmayacak kadar mangal yürekli kadınlar var ama işte o kadınları böyle vahşice katledecek erkek vicdansizligiyla malesef başbaşa bıraktık biz toplumu. Yetistiremiyoruz.
  Kadınlar olarak nesil değil de sanki yarış atları yetistiriyoruz. Mutlu olmayı değil de muhtaç olmamayı öğretiyoruz. Edilgen erkek bencilligine kızlarımızı kurban ediyoruz. Çalışsa yine çalıştığı yerde tacize uğruyor çalışmasa;"sen napiyosun ki ev de?" Deniyor. Bu kadınlar napsın? Çünkü ne yapsa beğenilmiyor. Kabul görmüyor taktir edilmiyor... Keşke daha başka olsa fakat bu temenniden öte geçmiyor. Cünkü bu dünyayı yöneten kurucu erkek akılları bu kadınları çok da güzel kullanıyor. Neyse dilerim anlasilmisimdir.

30 Mayıs 2019 Perşembe

Kendimi Kıskanıyorum

  Yaşadıkça birçok deneyim kazanır insan. Bu deneyimler onu olgunlaştırır. Sever sevilir nefret eder nefret edilir anlayış gösterir sabır gösterir bu yaşadığı deneyimler sonucunda. Eğer insan olgunlaşmaya yüz tutmuşsa her olaydan doğru çıkarımlar yapar. Başına gelmesine gerek yoktur. Başkalarının hayatından da dersler alır.
  Yaşamının olgunlaşmamış senelerinde kusurları çoktur belki ama bunlara rağmen sevilmek ister insan. Bu doğal ham haliyle onu seven insanlar olsun ister.
Meselâ ham meşe odunu. Ağaçtır. Oksijene yardımcıdır. Veya toprağındaki o mis kokulu çiçekler... Onlari bu hâliyle sevebilirsek değerlidir. Olduğu yerde olduğu gibi göründüğü gibi... İlerde o ağaç kesilir başka birseye dönüşür elimize geçer kullanılır hale gelir ya da çiçekler doğada çok hoş görüntülere neden olurken koparılır deste deste yapılıp satılır. Ondan da menfaat elde edilir. Söz gelimi işe yarar hale gelir.
Peki soruyorum size işte tıpkı bu çiçekler gibi kendi hâlinde olduğu gibi kusurlarıyla mi sevilmeli insan yoksa menfaat elde ettikçe mi? Sizce o odunu veya çiçeği yerinde olduğu gibi sevmeyen insan o işe yaradığında söz gelimi güzelleştiginde onu o yapan kusurlarından arindığında sevilirse bu sevgi mi daha samimidir yoksa digeri mi?
  Sizce insan kusurlarından arındıkça onu eskisinden daha çok seven ınsanlara karşı kendini kıskanmaz mi? Ben kıskanıyorum. Yeni halimi eski hâlimden kıskanıyorum. O beklentisiz saf sevgiyle ham halimi bu pişmiş halimden kıskanıyorum. Beni işe yararken sevip kusurlarımdan arındıgim halimle seven insanlar eski halime ihanet etmiş olmuyor mu?
  Bana benimle ihanet ettiklerini biliyorum ama bu kendi kendimi kıskanmami değiştirmiyor. Söylesenize kusurlarınızla o ham halinizle sizi sevenlerle menfaatlendiginde seven hiç bir olur mu? Hem illa koparilmak mi gerek dalından, illa kesmek mi gerek gövdesinden ağacı, illa birileri fayda görsün diye değişmek mi gerek özünden?
  Kendini kıskanmak böyle birşey azizim. Kendine benliğiyle ihanet edilmiş, bu vesileyle yalnızlığa mahkum edilmiş o ham kokusuyla sevilmeye samimiyete hasret ama hayatın onu pişirdigi, görmüş geçirmiş gelişmiş herkes benim gibi kendini kendinden kıskanır azizim. Kıskanır... 
  İnsanın başına geleceklerden habersiz kökleriyle sapasağlam toprağındaki meşe gibi güvenli halinin huzuru samimiyeti ve netligi ile ,kesilip yontularak veya menfaat uğruna koparılarak kendindeki derinlere indikce kendinde farkettiği o karanlık ve belirsizlik hissinin verdiği güvensizlik hiç bir olur mu? 

28 Nisan 2019 Pazar

Medya ve Götürüleri

  Artik birçoğumuz haber izlemek istemiyor biliyorum. Artik yüreği güzel kimsenin canı can yakıcı haberlerle kavrulmak istemiyor. Üzücü ve sarsıcı olaylar silsilesi ülkece boyumuzu aştı.
  Hatırlıyorum eskiden tv de pazar sabahlari Barış Manço ile Adam Olacak Çocuk programı olurdu sevgi-saygı dolu bi programdı. Kazananı sevgi ve saygının olduğu yegâne programlardandi. Bugün birileri çıktı 7 den 70 e herkese ahlaksızlıkları oyun-eğlence diye yutturdu.     Eğlenmeyi insanlar böyle birşey sandı. Sürekli 'özel hayat' denilen şeyin tüm mahremiyetinin ortadan kalktıgi bi çağda yaşamak zorunda bıraktı bizi bu ve bunun gibi birçokları... Sonra bir bakmışız sevgisiz saygısız samimiyetsiz bir nesil etrafı sarivermis. Bizi böyle bir varmış bir yokmuş masallarla çok güzel uyuttular. Uyuşturdular unutturdular.
  Öylesine ferasetsiz aşırı giden kişiler oldu ki bu nesil minicik çocuklara tecavüzler, binlerce öldürülen kadın, korku filmlerine konu olacak kadar işkencelerle dolu hayatlar ... Nasıl mı böyle olduk neden mi bunlar arttı? Çok basit! Imansiz bir nesil geliyor. Çanakkale'de plânlananlar böyle sosyal medya fenomenleri, youtuberlar, şarkıcılar, senelerdir din din diye avazı çıktığı kadar şekilcilik yapıp ona buna sataşıp ülkeyi bölen bu malum zihniyet çok güzel çanak tuttu bu planlara.
  Dikkat edin evlilik yaşları üst seviyelere çıktı. Sapıklıklar artti. Hepsi de özellikle bu dönemde hızla arttı. Neden mi? Çünkü yine tüm medya sanki ülkede hicbir sorun yok herkes lüks içinde ekmek elden su gölden yaşıyor gibi gösterdiği ve bu saçma insanların hayatlarına özenmeleri (fenomenler bir takım ünlüler vs.) Sonucu herkes değerlerden ziyade değersiz şeylere takılmış durumda.
  Bu nesil bu saçmalıkları göre göre doğruyu bu sandı. Sandığın gibi değil sevgili kardeşim. Bildiğin gibi değil. Bilmediklerini ara sen. Bildiklerin doğru değil. Gördüklerin kocaman yalan ve yanılgı. Yok olduğumuz bi yerde çok fazla varmış gibi yaşıyoruz. Imami Rabbanî hz.leri mektubatı şerifte  şöyle der;" İncilerin ağırlığı, sağır etmiş kulağını,
Ne yapayım, duymaz olmuş, ağlamamı, sızlamamı." 

18 Nisan 2019 Perşembe

KADIN VE İSLÂM

   Bir kadın olarak bunları yazmam belki biraz manidar olabilir ama ben bunları bugün ki topluma dayatilmaya çalışılan kadın olgusunun yüzde 95 i müslüman olan bir ülkede yaşayan biri olarak gördüğüm hissettiğim yanlışlardan ve doğrulardan söz etmek ıstiyorum.
  Aslına bakarsanız kadının islamdaki yeri tartışılmaz en büyük rütbelerdendir. Nerden mi biliyoruz? Hz. Meryem'den hz. Amine'den Şifa hatundan hz. Hatice'den hz. Sevde den hz. Aişe den, hz. Fatıma'dan ve daha nicelerinden biliyoruz.
   Hz. Peygamberin sa. Kadınlara nasıl davrandığını islamiyet geldikten sonra kız çocuklarına nasıl hürmet edilmesi gerektiğini kızı Hz. Fatıma odasına girince ayağa kalkarak hürmetle karşıladığını onları omuzlarında taşıdığını namaz konusunda son derece hassas olmasına karşın namazda dahi çocuklarının torunlarının oyun oynamasına sabırlı hoşgörülü sevgili yaklaşımi nasıl değer verilmesi gerektiğini bize gösteriyor.
   Fakat bugün adına şiirler kitaplar yazılan, mahrem sayilan, hürmet edilen, sakınılan ve kendini sakınan islamiyet kadınları artık topluma farketmeden dayatılan bir takım hususlardan dolayı şirazesini şaşırmış durumda ordan oraya savruluyor.
Kadın anadir, yârdir, vatandır. Tarihten bugüne "bir toprağını ele vermem cesedimi cignetmeden." dediğimiz vatanlarımızı kendi ellerimizle ceset filân hak getire sakınmadan çalışma ortamlarına tüm ahlaksızlıkların cirit attığı okul ortamlarına kendimiz attık. Elbette demek istediğim şey kız çocukları okumasın değil. Elbette okumalı kültürlü seviyeli ne istediğini bilen dürüst insanlar olmalılar ama hem karnım doysun hem pastam dursun malesef olmuyor.
   Eskiden medreseler vardı. Islâmiyet tasavvuf fıkıh tefsir hadis ışığı altında çok güzel öğretiliyordu. Çok nezih, feraset, duygu dolu, maneviyatli kendi degerini bilen kadınlar ve o kadinlarin değerini bilen erkekler yetişiyordu. Şimdi okul dediğimiz yerlerde malesef söylemeye utandığımiz ama hepimizin bildiği şeyler artık çok normalmiş gibi yaşanıyor.
   Çalışma ortamlarında neler döndüğünü gayet de herkes biliyor. Çirkin şeyleri tekrar etmeye gerek yok ama toplumun acı yarası budur işte değer yargılarının bir bir yok olması veya algı operasyonları ile yok edilmesi. Nedir bu algı operasyonları? Meselâ sanki kadın çok güçsüz de güçlü kadın algısı meydana getirilmeye çalışılıyor. Güçlü kadın nasıl olurmuş efendim? Çalışan ekonomik gücü kendi elinde olan kimseye muhtaç olmayan minnet etmeyen kadınlar güçlü addediliyor. Iyi de böyle diyerek kadını 'kadın' kimliğinden uzaklastirdik. Kadınlar kimlik bunalımı yaşıyor artık.
   --"Ama Efendim hz. Hatice çalışıyordu ticaretle uğraşıyordu." Diyenler çok fazla. Bu doğru. Hz. Hatice malını mülkünü islamiyete harcadı ve zaten hz. Peygamber'e dolaysıyla islamiyete böyle biri gerekiyordu çünkü kendisinin durumu hepimizin malumu...
   İşimize geldiği gibi değil de net bi şekilde anlayarak konuşsak zaten; "Ama Peygamberin sa. Birden çok hanımı vardı. Bende alırım o zaman." Diyen insanlar ortaya çıkmazdı.
   Malesef uzun saça sünnet deyip onu yapan farz olan hiçbirşeyi yapmayan insanın bu bencil kafasını taşıyan herkes anlayamadan konuşacak ve menfaatleleriyle örtüşmeyen hiçbirşeyi kabul etmeyen ınsanlara vicdanıyla karar vermesini, derinlemesine anlamasini beklemek belli ki ki büyük yanılgı olacak. Neyse velhasılı kelam;"Cennet annelerin ayakları altındadır." Der hz. Muhammet Mustafa s.a.s. varın gerisini siz düşünün.

7 Nisan 2019 Pazar

İçsel Doygunluk (Manevî Tekamül)

   Gündelik telâşlar, işler, çalışanlar için her sabah evden çıkıp bir sürü yol trafik, evdeki hanımlar için çocuklar bitmeyen ev işleri, şehirde hızlı bir yaşam ve hissedilmeyen bir sürü duygu... Aslında en önemlisi de bu! Hissetmeyen sadece hırsları için yasayan bir sürü insan.
   İçsel doygunluk hissi sadece ve sadece 24 saatin her salisesi Allah'i düşünmek iledir. Bugün meditasyon denilen ama aslında rabıta dedigimiz olay budur. Rabıta 24 saatin 15-20 dk.si otur bi köşede sessizce Allah'i düşün demek değildir. Rabıta yani bağlılık her an olduğu zaman gerçek anlamını kazanir.
   Eğer mutlu olmak istiyorsanız Yaradani yarattıklarını yaratma amacını var oluş amacımızı hakikat-i düşünün. Çünkü insan yaşamı boyunca hakikat-i arar. Ya ölmeden onu bulur ya da öldükten sonra...
   Sürekli onu-bunu şikayet eden gününü beynini şikayetle geçiren çok insan var. Bu neden kaynaklanır? İnsanın dönüp içsel hayatını düzene sokmaya çalışmayıp etrafa odaklı yaşamasından kaynaklanır. Dikkat edin fitne fesat kişiler tam da bunlardır.
   Etrafa odaklı yaşayıp kendindeki içsel duyguları düzene sokmayan kişi asla içsel doygunluk huzur mutluluk hissini yakalayamaz çünkü onun aklı ve kalbi başkalarının hayatıyla meşguldür. Örnek almak ayrı şeydir ama insan kendi hatalarına odaklı yaşayıp âdeta kendindeki virüsleri anında tesbit edip karantinaya almakla meşgul olursa en az kusurla belki bu fani hayati atlatabilir. Başka türlüsü düşünülemez.
   Kuran-i kerim de Allah kainatın en faziletlisini insan diye tanımlar. Ama insan yaptıklarıyla duygu ve düşünceleriyle ya hayvandan daha aşağı olmayı seçer ya da meleklerden daha yukarıda olmayı seçer. Seçer diyorum çünkü her ne kadar külli irade Allah'ın olsa da cüzi irade kullara aittir. Ebru sanatını buna en güzel örneklerden olduğu için de bi hayli sever ve çok anlamlı bulurum.
   Maneviyatı inanci güçlü olan insan en zor zamanları daha kolay atlatır. Içimize dönmeli kendimizle, hatalarımızla yüzleşmeli ve daima hata yapabilen bir varlık olduğumuzu nefsimizle yaşadığımızı bilip belki de bunun ezikligiyle yaşarsak böyle düşünüp odak noktası kendimiz olursak değişime kendimizden başlarsak (hepimiz olarak) bence dünyayı değilse bile dünyamızı değiştirecek güce sahibiz.

Niyazi mısri