Insanın hayatını değiştirecek tarzdan insanlar bunlar. Kız Fars asıllı, gitar çalan Fransız, santur çalan ise Türk. Istiklâl Caddesinde denk geldim onlara durdum gözlerimi kapadım sadece dinledim sanki bir dünya turuna çıkardılar beni. Neden bilmiyorum yanlarına oturup konuşmak tanışmak geçti içimden onlarla. Yaptıkları müzik büyüleci geldi bana. Heyecan veren aynı zamanda sakinleştiren sonsuz bi his gibi.. Defalarca dinledim. Naturel kalma peşindeler kimseye eyvallahi olmadan özgürce istedikleri gibi yaptıkları müzikten zevk almak ve böyle saygı görmek istiyorlar. Onlara iyi bakın:)
15 Ekim 2020 Perşembe
5 Eylül 2020 Cumartesi
Ruhun Raks Etmesi
Öylesine dingin bi yerdeyim ki ruhum sanki alıp basını gitmiş uzun zaman önce burdan. Ki zaten aslında buralı da degildik ya. Ruhum nasıl da yükseklerde şarkılar söylüyor nasıl da sevildiğini biliyor.
Öylesine güçlü ki ruhum su gibi narin ve naifçe, sert insanlara sabırla istediği şekli veriyor. Yol olmalı çünkü yâr olmalı insan insana. Taş ki, sert de olsa suyun naifligiyle o bile yola geldi. Güzellikle oluyor güzel olan ne varsa, sevgiyle şefkatle istikrarla...Ahh ruhum buralarda değil ki sizi nasıl anlasın buraların değil ki o ... O yaratıldığı ve ;"Belâ." Dediği yerle nişanlı. O kavuşmayı bekliyor. O burada değil. O sevildiğini bildiği yerde huzur ve huşu ile dua ediyor. O bilmiyorsunuz ama içinizde geziyor. Bazen ben bile bilmeden gidip geri geliyor.
Ruhum kimsenin bilmediği ezgilerle raks ediyor Mevlâna misali. O dönüyor Kabedeki gibi. O giriyor Ravza'ya gülümsüyor. " Ben geldim Ya Rasulallah."diyor. O göçebe gibi, bedenimde misafir olduğunu biliyor. Asıl sevdikleriyle bir araya geliyor. Kimse bilmiyor.
Bana da sus söyleme diyor sakla bu bir sır diyor ama Imamı Busayri ne kadar dayanabildi? Aşkını itiraf etti. Hem seven sevdigini söylesin dememismiydi O Nebi (sa.) Ama insan utanıyor. Neden söyleyemediklerini anlıyorum. Neden susmak istediklerini biliyorum. Yine de hissediliyor ve hissediyorum. Galiba bu bi insana yeter. Şükürler olsun.
Not:
Hadis-i Şerif hafızı İbni Hacer El-Askalani (rahimehullah) şöyle dedi:
“Vecdin galebe çalmasından dolayı aşırı sevgi, hayâyı ve vakarı giderir. Kendisinde vecd bulunan kimse, sevgisini gizleyemez. Bunların yaşadıkları haller reddedilmez, mazeretlerini kabul etmek gerekir. Aşk ve sevgiden dolayı sâfî sûfîlerin makamlarına yakışmayan iradesiz hareketleri olabilir. Hallerine göre semâ anında -müzikten- işittikleri işaretleri anlarlar ve iradelerine hakim olamazlar. Bundan böyle dengesiz raksetmelerinde mazurdurlar.” (İBNİ HACER EL-ASKALANİ, FETH'UL-BARİ, CİLD; 9, SAYFA; 563)
Konu hakkında Hüccetü'l İslam İmam-ı Gazali (rahimehullah) şöyle der:
“Raks, bir sevinme ve sevinçten doğar. Raksın hükmü ise onu tahrik eden sebebe göre hüküm alır. Eğer rakseden adamı şevke getiren meşru ve ulvî bir duygu ise, onun raksı o sevgiyi arttırdığı için güzeldir. Şayet mübah ise, raksı da mübahtır. Eğer meşru olmayan, harama vasıta olan bir şeye sevinmişse, raksı meşru değildir.” (HÜCCETÜ'L İSLAM İMAM-I GAZALİ, İHYA'U ULUMUDDİN, CİLD; 3, SAYFA; 300)
Hazreti Mevlana Celaleddin Rum-i (rahmetullahi aleyh) ise, semâın, hak âşıklarının gıdası olduğunu, onda canan ile (hakikî dost ile) buluşup kavuşmanın lâtif bir hayali bulunduğunu söyler. Ve semâın manevî hal sahibi olanların gönülleri için bir döşek olduğunu belirtir.
(MEVLANA CELALEDDİN RUM-İ, MESNEVİ ŞERİF-İ NAHİFİ TERCÜMESİ, CİLD; 1, SAYFA; 2)
31 Temmuz 2020 Cuma
Güzel günden...:)
Şarkının anlamı;
Ve geçmişte kaybettiklerin için üzülme ne olacağını kim bilebilir?Geçmişte kaybettiklerin için üzülme
Ve eğer dünya seni daraltıyorsa
Bu kelimeleri mırıldan
Daha önce ki zorlukları aşmadık mı (evet .. evet)
Ve hayatı hayata katmadık mi?
Hatırla Dünya sadece... (hayır hayır)
Sadece bir andan ibaret, ne kadar sürerse sürsün.
Bu yüzden bu kelimeleri benimle mırıldan.
İyiliği iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır.
İyiliği iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır.
Ve geçmişte kaybettiklerin için üzülme
Tüm dünyadakilerin endişeleri var
Yalnız değilsin ey dertli olan
Ama sen onu hafifletebilirsin
Ve insanın durumu sürekli değildir .
Hayır hayır sürekli değildir.
Yaşadığımız tecrübeler bizi olgunlaştırır
Evet evet
Gafletten uyandırır.
Bize daha güçlü olmayi öğretiyor, evet, evet
Böylece özgüvenli yol alırız.
Onun için şu kelimeleri benimle mırıldan
İyiligi iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır. İyiligi iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır.
Ve geçmişte kaybettiklerin için üzülme
'Yarına kaygıyla bakma kalbinin sesini duy.
En zor anlarda bile yaşadıklarınla mutlu ol.
Kendine hakim olarak tüm kaygıları aşabilirsin.
Dermanı bulana derdi önemsiz hale gelir'
Hüsnü zan ile içimizdeki ruh güçlendi
Sadece güçlü ruha sahip olanlar mücadele edecektir.
İyiligi iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır. İyiliği iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır.
Ve geçmişte kaybettiklerin için üzülme.
25 Temmuz 2020 Cumartesi
SEN ÇEKİL ARADAN TECELLİ ETSİN YARADAN
Geçenlerde bir arkadaşımı aradım takvali çok da güzel hanım hanımcık tatlı bir kızcağız. Aslina bakarsanız sürekli görüştüğüm biri değil ama büyüdükçe hemcinslerimi daha iyi anladım. Neyse işte biraz gönlünü okşamak istedim. "Kimseye anlatamadıklarını anlıyorum dert etme." mesajını vermek istedim. Genel itibarıyle kendimden örnekler verip 'kızım sana söylüyorum gelinim sen anla' misali çenem düşmüş olacak ki 20 dakika konuşmuşum:))
Farkettim ki kız bazı bazı ağladı ben konuşurken. Duygularına dokunmuş olacak ki duygu boşalımı yaşadı sanırım. Amacım bu değildi tabi ki. Rahatlasın istiyordum. Bu da bir rahatlama şekli galiba :))
Velhasıl kelam çağımız dünyasında insanlar menfaati uğruna böyle takvalı masum kızlarımızı üzüyor kırıyor hakkına girip ortada bırakıyor. Nasıl da hassas kırılgan narinmiş ki yüreği ağladı. Belli etmeden... Elbette benim için hissetmek zor olmadi.
Allah koronadan sonra bir sefkat tokadı daha gönderecek gibi hissediyorum bizlere. Bu deprem ile mi olur nasıl olur bilemem Allah bilir ama havalarin gidişini açıkçası begenmiyorum. Bi tuhaf hayvanlar filân... Biraz mantıklı düşününce şu sosyal mecraları vs. terkedince ne kadar saçmalıyoruz aslında daha net görüyor insan. Herşeyi her anımizi paylaşır olduk. Hislerimizi yüz yüze ifade etmez olduk bir story paylaşarak hislerimizi ifade eder hale geldik. Ne acı ki hislerimizi de yitiriyoruz farketmeden. Şu hassas yürekli kızları üzecek kadar gaddar olmanın başka bi açıklaması olamaz. Helalinden istemiyor çoğu hiçbirşeyi herşey onun bencilligine hizmet etsin de haram helal ne önemi var değil mi? Ne yedik ne içtik bu hale geldik anlamiyorum ki? Kimlerle oturup kalktık?
Toplumumuz dejenere oldu malesef ama bunu da sindirebilmiş değil. Arafta kalmış sanki. Yürekleriyle ilişkileri kesilmiş gibi bir çoğunun. Akıl vicdan edep adap terazileri şirazesini yitirmiş. Haliyle denge yok oldu.
Bugün sevgi dedikleri şey malasef bencilliklerine hizmet eden bir varlığın bulunması şeklinde nefsanî bir arzunun ötesine geçmedi. Samimiyet zaten hak getire... Allah 'ın en çok istediği şey değil miydi ihlâs (samimiyet) ? Ne diyordu;" insanlar helâk oldu ancak âlimler müstesna. Alimler de helak oldu ancak ilmi ile amel edenler müstesna. Ilmi ile amel edenler de helâk oldu ancak ihlas ile amel edenler müstesna. "
Bunu ilişkiler için düşünürsek mantığı anlarız gibime geliyor. En güzel rehber yine Peygamber sa.'ın aile hayatı ve eşleriyle münasebeti ama bugün bunu kim umursuyor ki? O'nun hayatında o kadar çok örnek var ki huzurlu mutlu aile hayatı için erkeklere, günümüz erkeği bunu öğrenmek anlamak dahi istemiyor o kadar kolaycı olmuşlar ki bu bile külfet geliyor.
Beyler! ... Kendinize gelin. Daldan dala atlamayın asabımı bozmayın ahahaa. Şaka bi yana. Insan elindekinin kıymetini elindeyken bilmeli. Yoksa Allah'ın tokadı geliyorum diyor daha ne desin? Malasef biz toplum olarak insanlık olarak adaletli vicdanlı isabetli samimi davranmadıkça başımıza gelecek var. Ruh tekamül etmek istiyor tatmin olmak istiyor. Zahmet olacak ama biraz çaba...
Emin olun sürekli araştırıyorum bi karar vereceksem;" bu durumda O (sa.) Ne yapardı?" Diye düşünüp benzer hadiseyi araştırıyorum. Evet insanız hatamız günahımız çok. Yanlışlar doğrular hepsi bizim için. Bu demek değil ki;"şımar nasılsa Allah nimetini kesmiyor. N'olcak onun canını yak bunun hakkina gir. 2 gün sonra unut. " herşeyden kaçar da insan vicdanından kaçamaz. Gün gelir o vicdan boğar seni. Yakana yapışır. Bırakmaz. Adaleti sağlar. Zamanında adaletsiz davrandığın ne varsa seni onsuz bırakır. Elini kolunu bağlar kımıldayamaz olursun. Için içini yer ama konuşamazsın. Yüreğinde yaktığın canların yangısı alevler içinde bırakır seni. Yaktığınız canlara ne mi olur? Yüreklerinin hafifliğiyle başka alemlere gitmişlerdir bile. Aglayarak söndürdükleri o yaktığınız ateş ilâhi terazide size yol alıp yerini bulmuştur bile. Ne diyelim ilahi adalet şaşmıyor. Nereye gitseniz peşinizde. :)
Farkettim ki kız bazı bazı ağladı ben konuşurken. Duygularına dokunmuş olacak ki duygu boşalımı yaşadı sanırım. Amacım bu değildi tabi ki. Rahatlasın istiyordum. Bu da bir rahatlama şekli galiba :))
Velhasıl kelam çağımız dünyasında insanlar menfaati uğruna böyle takvalı masum kızlarımızı üzüyor kırıyor hakkına girip ortada bırakıyor. Nasıl da hassas kırılgan narinmiş ki yüreği ağladı. Belli etmeden... Elbette benim için hissetmek zor olmadi.
Allah koronadan sonra bir sefkat tokadı daha gönderecek gibi hissediyorum bizlere. Bu deprem ile mi olur nasıl olur bilemem Allah bilir ama havalarin gidişini açıkçası begenmiyorum. Bi tuhaf hayvanlar filân... Biraz mantıklı düşününce şu sosyal mecraları vs. terkedince ne kadar saçmalıyoruz aslında daha net görüyor insan. Herşeyi her anımizi paylaşır olduk. Hislerimizi yüz yüze ifade etmez olduk bir story paylaşarak hislerimizi ifade eder hale geldik. Ne acı ki hislerimizi de yitiriyoruz farketmeden. Şu hassas yürekli kızları üzecek kadar gaddar olmanın başka bi açıklaması olamaz. Helalinden istemiyor çoğu hiçbirşeyi herşey onun bencilligine hizmet etsin de haram helal ne önemi var değil mi? Ne yedik ne içtik bu hale geldik anlamiyorum ki? Kimlerle oturup kalktık?
Toplumumuz dejenere oldu malesef ama bunu da sindirebilmiş değil. Arafta kalmış sanki. Yürekleriyle ilişkileri kesilmiş gibi bir çoğunun. Akıl vicdan edep adap terazileri şirazesini yitirmiş. Haliyle denge yok oldu.
Bugün sevgi dedikleri şey malasef bencilliklerine hizmet eden bir varlığın bulunması şeklinde nefsanî bir arzunun ötesine geçmedi. Samimiyet zaten hak getire... Allah 'ın en çok istediği şey değil miydi ihlâs (samimiyet) ? Ne diyordu;" insanlar helâk oldu ancak âlimler müstesna. Alimler de helak oldu ancak ilmi ile amel edenler müstesna. Ilmi ile amel edenler de helâk oldu ancak ihlas ile amel edenler müstesna. "
Bunu ilişkiler için düşünürsek mantığı anlarız gibime geliyor. En güzel rehber yine Peygamber sa.'ın aile hayatı ve eşleriyle münasebeti ama bugün bunu kim umursuyor ki? O'nun hayatında o kadar çok örnek var ki huzurlu mutlu aile hayatı için erkeklere, günümüz erkeği bunu öğrenmek anlamak dahi istemiyor o kadar kolaycı olmuşlar ki bu bile külfet geliyor.
Beyler! ... Kendinize gelin. Daldan dala atlamayın asabımı bozmayın ahahaa. Şaka bi yana. Insan elindekinin kıymetini elindeyken bilmeli. Yoksa Allah'ın tokadı geliyorum diyor daha ne desin? Malasef biz toplum olarak insanlık olarak adaletli vicdanlı isabetli samimi davranmadıkça başımıza gelecek var. Ruh tekamül etmek istiyor tatmin olmak istiyor. Zahmet olacak ama biraz çaba...
Emin olun sürekli araştırıyorum bi karar vereceksem;" bu durumda O (sa.) Ne yapardı?" Diye düşünüp benzer hadiseyi araştırıyorum. Evet insanız hatamız günahımız çok. Yanlışlar doğrular hepsi bizim için. Bu demek değil ki;"şımar nasılsa Allah nimetini kesmiyor. N'olcak onun canını yak bunun hakkina gir. 2 gün sonra unut. " herşeyden kaçar da insan vicdanından kaçamaz. Gün gelir o vicdan boğar seni. Yakana yapışır. Bırakmaz. Adaleti sağlar. Zamanında adaletsiz davrandığın ne varsa seni onsuz bırakır. Elini kolunu bağlar kımıldayamaz olursun. Için içini yer ama konuşamazsın. Yüreğinde yaktığın canların yangısı alevler içinde bırakır seni. Yaktığınız canlara ne mi olur? Yüreklerinin hafifliğiyle başka alemlere gitmişlerdir bile. Aglayarak söndürdükleri o yaktığınız ateş ilâhi terazide size yol alıp yerini bulmuştur bile. Ne diyelim ilahi adalet şaşmıyor. Nereye gitseniz peşinizde. :)
1 Ekim 2019 Salı
DEPREM
Daha günler önce korkudan bacaklarımızı titreten bizi buz kestiren bir deprem yaşadık Istanbul'da. Belki de asıl korkmamız gereken şeylerden korkmadıgimiz için bize bu korku duygusu yaşatıldı. Mutlak güç sahibi tekrar hatırlattı bize, bu kibirli hallerimize bir "ol." demesiyle aniden yeri ayaklarımızın altından kaydirabilecegini...
Çok korktuk biliyorum. Adaletsiz olmaktan korkmadık ama vicdansız olmaktan hakka girmekten hiç korkmadık o zaman hiç böyle ellerimiz buz kesmedi bacaklarımız titremedi. Kötülük ederken kibirle dünyada dolanırken hiç korkmadık meselâ. Allah öyle merhametli ki hepimizin günahlarını biliyor ve bakın hiç açık etmiyor. Hiç bizi bizim kendimizi rezil ettiğimiz kadar rüsva etmiyor. Tam tersine saygın olmamiz için bizleri terbiye ediyor.
Sevdiklerimiz ne kadar önemli değil mi? Hemen onlar için endişendik telefonlara sarıldık iyiler mi diye. Keşke Allah'ın bizim için endişelendigini de görseydik, keşke bizi buraya tadımlık gönderdiğini asıl doyumluk yerin ahiret olduğunu anlasaydık, keşke bir adım biz gitseydik de şımarmadan, bize nasıl koşuyor bilseydik, keşke burada fragmanı çektiğimiz filmin asıl versiyonunun ahirette devam edeceğini ve nasıl bir film izlemek istiyorsak onu cekmek için çabalamamız gerektiğini bilseydik...
Birine adaletsizlik, vicdansizlik, kötülük, vefasızlık, sevgisizlik edecegimizde de içimize o korku düşer inşallah da bacaklarımız titrer ellerimiz buz keser aklımız dumura uğrar da kendimizi sorgularız. Içimizde bir deprem yaşadığımız da kalplerimizi bi silkeleyip ruhumuz ile korktugumuzda hislerimiz samimileştiginde herşey daha şeffaf olur.
Çok korktuk biliyorum. Adaletsiz olmaktan korkmadık ama vicdansız olmaktan hakka girmekten hiç korkmadık o zaman hiç böyle ellerimiz buz kesmedi bacaklarımız titremedi. Kötülük ederken kibirle dünyada dolanırken hiç korkmadık meselâ. Allah öyle merhametli ki hepimizin günahlarını biliyor ve bakın hiç açık etmiyor. Hiç bizi bizim kendimizi rezil ettiğimiz kadar rüsva etmiyor. Tam tersine saygın olmamiz için bizleri terbiye ediyor.
Sevdiklerimiz ne kadar önemli değil mi? Hemen onlar için endişendik telefonlara sarıldık iyiler mi diye. Keşke Allah'ın bizim için endişelendigini de görseydik, keşke bizi buraya tadımlık gönderdiğini asıl doyumluk yerin ahiret olduğunu anlasaydık, keşke bir adım biz gitseydik de şımarmadan, bize nasıl koşuyor bilseydik, keşke burada fragmanı çektiğimiz filmin asıl versiyonunun ahirette devam edeceğini ve nasıl bir film izlemek istiyorsak onu cekmek için çabalamamız gerektiğini bilseydik...
Birine adaletsizlik, vicdansizlik, kötülük, vefasızlık, sevgisizlik edecegimizde de içimize o korku düşer inşallah da bacaklarımız titrer ellerimiz buz keser aklımız dumura uğrar da kendimizi sorgularız. Içimizde bir deprem yaşadığımız da kalplerimizi bi silkeleyip ruhumuz ile korktugumuzda hislerimiz samimileştiginde herşey daha şeffaf olur.
22 Eylül 2019 Pazar
Zamane Zihniyetleri
Kadını doğurgan bir makine gibi gören zihniyetle erkeği sadece maddi güvence olarak gören zihniyet arasında sıkıştık kaldık. Bu cağda nereye yönümü dönsem nereye bi başımı çevirsem nereye bi iyilik getirsem gördüğüm tek şey dünyanın sadece menfaat üzerine kurulduğu gerçeğiyle karşılaşmaktan başka birşey olmadi.
Herkes müslümanım dedi ama islama uygunlukta sınıfta kaldı. Herkes seviyorum dedi ama hissetmekte sınıfta kaldı. Herkes kötülük kötüdür dedi ama kötülük etmekten geri durmadı. Erkeklerde öyle bir şişirilmiş ego var ki bunu ne islam kabul eder ne vicdan ne ahlak... Kadınlarda öyle bir kompleks var ki bunu ne psikoloji kabul eder ne beyin? Biz bunları nerden öğrendik öyleyse?
Toplum baskısı ve dünyayı yöneten kurucu erkek akılları kadınların iş gücünde daha fazla kullanılması için hem ev hem iş hayatında 'kullanimini' arttırmak için, zaten yeterince güçlü olan kadını 'güçlü kadınlar' olarak diye bi başlık attı ve bu başlığın altını işlerine geldiği gibi doldurdu aslında yine erkek topluluğuna hizmete adadı ve bunu da âdeta şöyle teşbih edeceğim; hani siz bir işi yapmak istemezsiniz veya toplumda bu tarz kişiler cok vardır;" yaa sen X tatliyi harika yapiyosun aslansın kaplansin sen yaparsın." Dedikleri gibi o insani böyle gaz vererek nasıl kullanıyorlar ise bu yönetici kurucu erkek akılları da sistemi bu 'güçlü kadınlar' başlıgi altinda bu sekilde sisirdikleri kadın egosuyla ve aslında kendi yapmaları gereken bir işi yaratılışlarindaki o erkek gücünü kadına yükleyerek adeta daha da fazla kullanmak ve kendilerine hizmet ettirmek üzerine kuruyorlar kurdular. Biz kadınlar da bilerek veya bilmeden bu sisteme köle olduk.
Nasıl mi? Türkiye sartlarinda bir çift evlendiğinde ikiside çalışıyor diyelim ikiside aşağı yukarı aynı gelire sahip diyelim. Bu çift eve geldiğinde kadın hem gelip çocuk varsa ona bakıyor (zaten bakıcıya vermek zorunda olmanın suçluluk psikolojisiyle işe gidiyor) evde yemek çamaşır ütü bulaşık evin düzeni alışveriş ve tüm bunları düşünme işi türkiye şartlarında yüzde doksan kadında... Peki eve gelince erkek napiyor? Bi salata yapiyor 'yardim' ediyor bi çamaşır katliyor belki 'yardim' ediyor. Eksik olmasin da... Şimdi nerde burda adalet? Nerde vicdan nerde ahlâk?
Madem ikisi de çalışıyor psikolojik ve fizyolojik olarak neden kadın daha fazla yoruluyor o zaman? Kadınları dolayisiyla toplumu mahfetti bu zorba zihniyet. Kadınlar toplumun vicdanıdır ahlâkıdır koca bir nesli yetistiren analarıdır.
Kolaycılık, erkek edilgen bi toplum kadını bu;"calışmalıyım ve aile olduğum bu adama hatta çocuğumun babasına hatta sevdiğim adama muhtaç olmamalıyım. Cünkü bu zaman da kimseye güven olmaz." Diyerek zaten erkeğe dolayısıyla aile hayatına büyük güvensizlik duygusuyla başlıyor. Herşey daha farklı olabilir lakin bu toplumda bu kadar bencil erkek doluyken minicik çocuklarının gözü önünde ;"Çocuğumun babası ışsiz kalmasın." Diyerek boşandığı eski kocasının ceza almaması için şikâyetçi bile olmayacak kadar mangal yürekli kadınlar var ama işte o kadınları böyle vahşice katledecek erkek vicdansizligiyla malesef başbaşa bıraktık biz toplumu. Yetistiremiyoruz.
Kadınlar olarak nesil değil de sanki yarış atları yetistiriyoruz. Mutlu olmayı değil de muhtaç olmamayı öğretiyoruz. Edilgen erkek bencilligine kızlarımızı kurban ediyoruz. Çalışsa yine çalıştığı yerde tacize uğruyor çalışmasa;"sen napiyosun ki ev de?" Deniyor. Bu kadınlar napsın? Çünkü ne yapsa beğenilmiyor. Kabul görmüyor taktir edilmiyor... Keşke daha başka olsa fakat bu temenniden öte geçmiyor. Cünkü bu dünyayı yöneten kurucu erkek akılları bu kadınları çok da güzel kullanıyor. Neyse dilerim anlasilmisimdir.
Herkes müslümanım dedi ama islama uygunlukta sınıfta kaldı. Herkes seviyorum dedi ama hissetmekte sınıfta kaldı. Herkes kötülük kötüdür dedi ama kötülük etmekten geri durmadı. Erkeklerde öyle bir şişirilmiş ego var ki bunu ne islam kabul eder ne vicdan ne ahlak... Kadınlarda öyle bir kompleks var ki bunu ne psikoloji kabul eder ne beyin? Biz bunları nerden öğrendik öyleyse?
Toplum baskısı ve dünyayı yöneten kurucu erkek akılları kadınların iş gücünde daha fazla kullanılması için hem ev hem iş hayatında 'kullanimini' arttırmak için, zaten yeterince güçlü olan kadını 'güçlü kadınlar' olarak diye bi başlık attı ve bu başlığın altını işlerine geldiği gibi doldurdu aslında yine erkek topluluğuna hizmete adadı ve bunu da âdeta şöyle teşbih edeceğim; hani siz bir işi yapmak istemezsiniz veya toplumda bu tarz kişiler cok vardır;" yaa sen X tatliyi harika yapiyosun aslansın kaplansin sen yaparsın." Dedikleri gibi o insani böyle gaz vererek nasıl kullanıyorlar ise bu yönetici kurucu erkek akılları da sistemi bu 'güçlü kadınlar' başlıgi altinda bu sekilde sisirdikleri kadın egosuyla ve aslında kendi yapmaları gereken bir işi yaratılışlarindaki o erkek gücünü kadına yükleyerek adeta daha da fazla kullanmak ve kendilerine hizmet ettirmek üzerine kuruyorlar kurdular. Biz kadınlar da bilerek veya bilmeden bu sisteme köle olduk.
Nasıl mi? Türkiye sartlarinda bir çift evlendiğinde ikiside çalışıyor diyelim ikiside aşağı yukarı aynı gelire sahip diyelim. Bu çift eve geldiğinde kadın hem gelip çocuk varsa ona bakıyor (zaten bakıcıya vermek zorunda olmanın suçluluk psikolojisiyle işe gidiyor) evde yemek çamaşır ütü bulaşık evin düzeni alışveriş ve tüm bunları düşünme işi türkiye şartlarında yüzde doksan kadında... Peki eve gelince erkek napiyor? Bi salata yapiyor 'yardim' ediyor bi çamaşır katliyor belki 'yardim' ediyor. Eksik olmasin da... Şimdi nerde burda adalet? Nerde vicdan nerde ahlâk?
Madem ikisi de çalışıyor psikolojik ve fizyolojik olarak neden kadın daha fazla yoruluyor o zaman? Kadınları dolayisiyla toplumu mahfetti bu zorba zihniyet. Kadınlar toplumun vicdanıdır ahlâkıdır koca bir nesli yetistiren analarıdır.
Kolaycılık, erkek edilgen bi toplum kadını bu;"calışmalıyım ve aile olduğum bu adama hatta çocuğumun babasına hatta sevdiğim adama muhtaç olmamalıyım. Cünkü bu zaman da kimseye güven olmaz." Diyerek zaten erkeğe dolayısıyla aile hayatına büyük güvensizlik duygusuyla başlıyor. Herşey daha farklı olabilir lakin bu toplumda bu kadar bencil erkek doluyken minicik çocuklarının gözü önünde ;"Çocuğumun babası ışsiz kalmasın." Diyerek boşandığı eski kocasının ceza almaması için şikâyetçi bile olmayacak kadar mangal yürekli kadınlar var ama işte o kadınları böyle vahşice katledecek erkek vicdansizligiyla malesef başbaşa bıraktık biz toplumu. Yetistiremiyoruz.
Kadınlar olarak nesil değil de sanki yarış atları yetistiriyoruz. Mutlu olmayı değil de muhtaç olmamayı öğretiyoruz. Edilgen erkek bencilligine kızlarımızı kurban ediyoruz. Çalışsa yine çalıştığı yerde tacize uğruyor çalışmasa;"sen napiyosun ki ev de?" Deniyor. Bu kadınlar napsın? Çünkü ne yapsa beğenilmiyor. Kabul görmüyor taktir edilmiyor... Keşke daha başka olsa fakat bu temenniden öte geçmiyor. Cünkü bu dünyayı yöneten kurucu erkek akılları bu kadınları çok da güzel kullanıyor. Neyse dilerim anlasilmisimdir.
30 Mayıs 2019 Perşembe
Kendimi Kıskanıyorum
Yaşadıkça birçok deneyim kazanır insan. Bu deneyimler onu olgunlaştırır. Sever sevilir nefret eder nefret edilir anlayış gösterir sabır gösterir bu yaşadığı deneyimler sonucunda. Eğer insan olgunlaşmaya yüz tutmuşsa her olaydan doğru çıkarımlar yapar. Başına gelmesine gerek yoktur. Başkalarının hayatından da dersler alır.
Yaşamının olgunlaşmamış senelerinde kusurları çoktur belki ama bunlara rağmen sevilmek ister insan. Bu doğal ham haliyle onu seven insanlar olsun ister.
Meselâ ham meşe odunu. Ağaçtır. Oksijene yardımcıdır. Veya toprağındaki o mis kokulu çiçekler... Onlari bu hâliyle sevebilirsek değerlidir. Olduğu yerde olduğu gibi göründüğü gibi... İlerde o ağaç kesilir başka birseye dönüşür elimize geçer kullanılır hale gelir ya da çiçekler doğada çok hoş görüntülere neden olurken koparılır deste deste yapılıp satılır. Ondan da menfaat elde edilir. Söz gelimi işe yarar hale gelir.
Peki soruyorum size işte tıpkı bu çiçekler gibi kendi hâlinde olduğu gibi kusurlarıyla mi sevilmeli insan yoksa menfaat elde ettikçe mi? Sizce o odunu veya çiçeği yerinde olduğu gibi sevmeyen insan o işe yaradığında söz gelimi güzelleştiginde onu o yapan kusurlarından arindığında sevilirse bu sevgi mi daha samimidir yoksa digeri mi?
Sizce insan kusurlarından arındıkça onu eskisinden daha çok seven ınsanlara karşı kendini kıskanmaz mi? Ben kıskanıyorum. Yeni halimi eski hâlimden kıskanıyorum. O beklentisiz saf sevgiyle ham halimi bu pişmiş halimden kıskanıyorum. Beni işe yararken sevip kusurlarımdan arındıgim halimle seven insanlar eski halime ihanet etmiş olmuyor mu?
Bana benimle ihanet ettiklerini biliyorum ama bu kendi kendimi kıskanmami değiştirmiyor. Söylesenize kusurlarınızla o ham halinizle sizi sevenlerle menfaatlendiginde seven hiç bir olur mu? Hem illa koparilmak mi gerek dalından, illa kesmek mi gerek gövdesinden ağacı, illa birileri fayda görsün diye değişmek mi gerek özünden?
Kendini kıskanmak böyle birşey azizim. Kendine benliğiyle ihanet edilmiş, bu vesileyle yalnızlığa mahkum edilmiş o ham kokusuyla sevilmeye samimiyete hasret ama hayatın onu pişirdigi, görmüş geçirmiş gelişmiş herkes benim gibi kendini kendinden kıskanır azizim. Kıskanır...
İnsanın başına geleceklerden habersiz kökleriyle sapasağlam toprağındaki meşe gibi güvenli halinin huzuru samimiyeti ve netligi ile ,kesilip yontularak veya menfaat uğruna koparılarak kendindeki derinlere indikce kendinde farkettiği o karanlık ve belirsizlik hissinin verdiği güvensizlik hiç bir olur mu?
Yaşamının olgunlaşmamış senelerinde kusurları çoktur belki ama bunlara rağmen sevilmek ister insan. Bu doğal ham haliyle onu seven insanlar olsun ister.
Meselâ ham meşe odunu. Ağaçtır. Oksijene yardımcıdır. Veya toprağındaki o mis kokulu çiçekler... Onlari bu hâliyle sevebilirsek değerlidir. Olduğu yerde olduğu gibi göründüğü gibi... İlerde o ağaç kesilir başka birseye dönüşür elimize geçer kullanılır hale gelir ya da çiçekler doğada çok hoş görüntülere neden olurken koparılır deste deste yapılıp satılır. Ondan da menfaat elde edilir. Söz gelimi işe yarar hale gelir.
Peki soruyorum size işte tıpkı bu çiçekler gibi kendi hâlinde olduğu gibi kusurlarıyla mi sevilmeli insan yoksa menfaat elde ettikçe mi? Sizce o odunu veya çiçeği yerinde olduğu gibi sevmeyen insan o işe yaradığında söz gelimi güzelleştiginde onu o yapan kusurlarından arindığında sevilirse bu sevgi mi daha samimidir yoksa digeri mi?
Sizce insan kusurlarından arındıkça onu eskisinden daha çok seven ınsanlara karşı kendini kıskanmaz mi? Ben kıskanıyorum. Yeni halimi eski hâlimden kıskanıyorum. O beklentisiz saf sevgiyle ham halimi bu pişmiş halimden kıskanıyorum. Beni işe yararken sevip kusurlarımdan arındıgim halimle seven insanlar eski halime ihanet etmiş olmuyor mu?
Bana benimle ihanet ettiklerini biliyorum ama bu kendi kendimi kıskanmami değiştirmiyor. Söylesenize kusurlarınızla o ham halinizle sizi sevenlerle menfaatlendiginde seven hiç bir olur mu? Hem illa koparilmak mi gerek dalından, illa kesmek mi gerek gövdesinden ağacı, illa birileri fayda görsün diye değişmek mi gerek özünden?
Kendini kıskanmak böyle birşey azizim. Kendine benliğiyle ihanet edilmiş, bu vesileyle yalnızlığa mahkum edilmiş o ham kokusuyla sevilmeye samimiyete hasret ama hayatın onu pişirdigi, görmüş geçirmiş gelişmiş herkes benim gibi kendini kendinden kıskanır azizim. Kıskanır...
İnsanın başına geleceklerden habersiz kökleriyle sapasağlam toprağındaki meşe gibi güvenli halinin huzuru samimiyeti ve netligi ile ,kesilip yontularak veya menfaat uğruna koparılarak kendindeki derinlere indikce kendinde farkettiği o karanlık ve belirsizlik hissinin verdiği güvensizlik hiç bir olur mu?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
-
Geçenlerde bir arkadaşımı aradım takvali çok da güzel hanım hanımcık tatlı bir kızcağız. Aslina bakarsanız sürekli görüştüğüm biri değil a...
-
Yaşadıkça birçok deneyim kazanır insan. Bu deneyimler onu olgunlaştırır. Sever sevilir nefret eder nefret edilir anlayış gösterir sabır gö...
-
Gündelik telâşlar, işler, çalışanlar için her sabah evden çıkıp bir sürü yol trafik, evdeki hanımlar için çocuklar bitmeyen ev işleri, şe...