22 Temmuz 2021 Perşembe

Evlilik Bir Alışkanlık Değildir

   Bir ritüel gibi içinize sindirmeden yaptığınız tüm eylemler sadece alışılmış şeylerdir.  Beyin alıştığını yapmak ister bu şekilde güvende hisseder. Çünkü insan hayatta kalmak için programlanmıştır. Dolayısıyla 'ya hayatta kal ya kaç' şeklinde hareket eder. Meselâ çocukluğundan beri psikoljik veya fiziksel şiddet gören çocuk hayatına istemsiz olarak şiddet eğilimli birini çeker. Çünkü beyin bildiği şeyi güvenlik olarak addeder. Hatta o kişiyle bile isteye evlenir şiddet görse de o kişiden ayrılamaz.  'Bağımlı kişilik' dediğimiz kisiler bunlardir.

  Beynini mantığını vicdanını herşeye rağmen sağlıklı kullanabilen kişi sorgular dolayısıyla saygısız sevgisiz bir ilişki türünü kabul etmez. Alışkanlığını değiştirebilir. Beynin güvenli bölge olarak addettiği alıştığı o iliski türünü mantığı vicdanı kabul etmemişse sırf alışkanlık diye yapmaya devam etmez. Irade burada devreye girer.
  Aslına bakarsanız bambaşka bir konuya değinmek ıstiyorum. Ham sofi hocalarımız psikolojiden anlamadigi için 'nefis terbiyesi kocaya itaat' filân derken malesef bu kara düzene çanak tuttular. Dinimizde böyleymiş diye bilip  ezilen ama hakkını aramayan  kadinlar memnuniyetsiz kadınlar olmaya başlayınca çaçaron dırdırcı gudubet olarak adlandırılır oldu malesef.
   Egoları yüceler yücesi olan erkekler sorunu hiç kendinde aramadi. Halbuki kadınlar  onlar çok iyi oldukları için değil kırılmasınlar diye susuyordu hatalarını söylemiyordu. Çocuklar da o sağlıksız ortamda büyüyünce onlarda alıştıkları bu kara düzendeki ilişki türünü ayna nöronları sayesinde genetik miras edindiler.  Sonra kutsal dediğimiz aile hayati malesef ' cehenneme giden yollar iyi niyet taşlarıyla döşelidir.' Kaidesince cehennemden çukur olmaya başladı. Şiddet gören anne çocuklara şiddet uyguladı.  Acımasızlık gören aldatilan kadın çocuklarına acımasız olmaya başladı. Yıllar  sonra evliligi ayakta tutmak için yaptığı fedakarlığı kocasının başına kakmaya başladı, şiddet gören çocuklar anne babaya sevgi saygı duymamaya başladı. Ama ham sof hocalarımız  sözüm ona 'kocaya itaat edin' dediği için (üstü kapalı;"boşanmayın iyi niyetli olun görmezden gelin aldatilsaniz da asagilansaniz da boyun eğin.") Denilip daha büyük bir günaha sevk ettiklerini acaba anlamiyorlar mıydı?
  Sakın asıl günahkâr toplumda iyi gözle bakılmayan boşanmış kadınlar değilde sırf alıştığı düzen bozulmasın madur olmasın  etrafa rezil olmasin diye hatta belki bir inat uğruna yukarıda anlattığım şekilde kendini kandirmacayla geçen yılların ardından ;"ben iyi olsun diye yapmıştım." deyip üzülen ama o evi cehenneme çeviren o zalim o karı-koca olmasın ?
  Itaat isteyen erkekler adam gibi olsunlar kalıplarının adamı olsunlar kadınlar da onlara itaat etsin. Kadınlar sadece boyun eğdikleri egemenlikten gurur duyduklarında itaat ederler. Akınızda bulunsun beyler. :)))
  

5 Kasım 2020 Perşembe

Hakikat

   Hakikati düşünüyorum. Bu dünyadaki mizacim ve buna göre amacım ne? Kimsin sen diyorum aynaya bakıp kimsin?  Neden yaratıldın ve ne yapıyorsun? Bunca deprem sel salgın  neden üzerimize verildi? Sana düşen görev ne? Neleri unuttun nelerin peşinde vakit harcadın? Telefon elinde gezinirken Kuran-i Kerimi günde kaç kez eline aldın? Kimler gibi hareket ettin? Için razı olmadığı halde dünya insanlarına uymak için nelerden ödün verdin? 

  Karantina döneminde özellikle kendimi sıkışırdım bu sorularla? Oldukça azar yedim kendimden sağolayim :)) Kendimi sevdiğim doğru ama nefsimle yaşadığımı düşününce bunun altında eziliyorum. Kendimden bahsetmek gibi olmasın bana söylerken siz anlayın lütfen derdim bu.  Iclerimize döndük bu dönemde. Evde eş ve çocuklarla 'zaman yok' deyip geciremediğimiz zamanı geçirdik.  Yalnızlığı en derinden yaşamak zorunda kaldığımız bu salgın-karantina döneminde Ebu Zer El Ğaffari' yi anlamak gerek. Neden yalnızlığı sevmiş neden insanlar zor demiş? Insanlar her dönem vardı ve zordu. Önce kalpleri inceltmek gerekiyor daha nazik ve kibar... Sonra Allah 'a sonsuz bir minnet ve şükür duygusu taşımak... Neden mi? Hâlâ üzerimize gök kubbeyi yıkmadıgı ve bizi terbiye ettiği için. 

   Açıkçası bu sabrın karşısında da eziliyorum. Allah bizlere mühlet veriyor "Hadi toparlanin artık aranızdaki kavgayı fesadı bitirin bana yönelin." diyor.  Yapabiliyor muyuz? Yapalım.  Samimî bir kalp diliyle her an O'nun bu sabrıyla daha da kendimize gelelim.  Hakikat nedir düşünelim. Kendimiz beceremiyorsak bari bunu başaranlara özenelim. Ya hep birlikte toparlanır kendimize geliriz Allah adı anılan yerlere dokunmayız ya da hep birlikte görüldüğü üzere adım adım helâk ediliriz? 
  
Necm 55-62

55﴿
 Artık rabbinin hangi nimetlerinden şüphe duyabilirsin?
﴾56﴿
 Bu, önceki uyarıları yapanlar nevinden bir uyarıcıdır.
﴾57﴿
 Artık yaklaştı o yaklaşmakta olan.
﴾58﴿
 Onu Allah’tan başka ortaya çıkaracak yoktur.
﴾59﴿
 Yoksa bu haberi tuhaf mı buluyorsunuz?
﴾60﴿
 Ağlayacağınıza gülüyorsunuz!
﴾61﴿
 Ve gaflet içinde oyalanıp duruyorsunuz.
﴾62﴿
 Haydi artık Allah için secdeye kapanıp kulluk ediniz.

3 Kasım 2020 Salı

Ebu Zer El Ğaffari Hz.leri

   Ebu Zer El Gaffari hz.lerinin hayatını dinledim bugün. Öyle ince ruhlu ki mescidde uyuyakaldığında üzerini bile Efendimiz sa. Örtmüş. Hepimize büyük derslerle dolu bir hayatı var. Kendine has anlayış şekli üslûbu mizacı hassaslığı ile bambaşka bir kalbi var. Meseleleri hadisi şerifleri kendi içinde çok ince bir sekilde detaylandirip öyle yorumluyor. 

  Biliyorsunuz depremler korona vs. Derken Ebu Zer hz. Lerinin hayatını özellikle işte tam da bu dönem çok iyi anlayabiliriz.  Bakin bu salgına yakalanan herkes tek ölüyor.  Ama o hadisi şerifte de buyurulduğu gibi tek yaşamış tek ölmüş ve tek dirilecek. Işte sizlerde hassas yürekli doğrucu başkalarına göre şekil alamayan biriyseniz Ebu Zer hz.leri gibisiniz. O'nu anlamak herkese nasip olmaz. Allah O'nu hassas işleri için kullanmış. Ve zaten hassas olduğu için tek kalmış.  Evet eşi ve bir kızı varmış ama tüm bunlar anlaşılması için yeterli olmamış. O her daim Rasûllullah'in sa. Şefkatini suffa mescidinde üzerini örttüğü o zamani aramış durmuş hep.
  Öyle gönülden bağlıymış ki Nebiye sa. Her sözünü işlemiş kalbine ve öyle yaşamış hayati. Tebük seferine giderken 65 yaşında yaşlı devesi de dayanamayinca yalın ayak yürümüş 700 kilometreyi ve Efendimize sa. Yetişmiş. 
  Bundan böyle kendimi ne zaman yalnız hissetsem  O' nu ve hassas kalbini hatırlayacağım. Öleceğini bilse de insanların onu anlamayacagini bilse de doğrudan şaşmadıgi o hadiseleri... Ve korona olduğu için evlerimizde tıkıldık kaldık özgür hareket edemiyoruz dediğimiz her an Onun Tebük'e tek başına kutlu zafere 65 yaşındaki haliyle yalin ayak azimle yürüyüşünü hatırlayacağım umutla dolacak kalbim.
  Tek başınalık Ebu Zer El Ğaffari gibi olduğunda anlam kazanıyor azizim. Üzerini örtecek, sana seneler sonra kavuştuğunda sımsıkı sarılacak Rasul'un yoksa hele şu an yanında ve tüm bunlar seni hüzünlendirmeye yetiyorsa O'nun anlayışına yakınsın demektir ve muhtemelen senin hassas terazi gibi altın ölçer kalbini Allah ve Rasul'unden başka kimse de anlayamayacaktir. 

15 Ekim 2020 Perşembe

...


 

Insanın hayatını değiştirecek tarzdan insanlar  bunlar.  Kız Fars asıllı, gitar çalan  Fransız, santur çalan ise Türk. Istiklâl Caddesinde denk geldim onlara durdum gözlerimi kapadım sadece dinledim sanki bir dünya turuna çıkardılar beni. Neden bilmiyorum yanlarına oturup konuşmak tanışmak geçti içimden onlarla. Yaptıkları müzik büyüleci geldi bana. Heyecan veren aynı zamanda sakinleştiren sonsuz bi his gibi.. Defalarca dinledim.  Naturel kalma peşindeler kimseye eyvallahi olmadan özgürce istedikleri gibi yaptıkları müzikten zevk almak ve böyle saygı görmek istiyorlar. Onlara iyi bakın:)

5 Eylül 2020 Cumartesi

Ruhun Raks Etmesi

  Öylesine dingin bi yerdeyim ki ruhum sanki alıp basını gitmiş uzun zaman önce burdan. Ki zaten aslında buralı da degildik ya. Ruhum nasıl da yükseklerde şarkılar söylüyor nasıl da sevildiğini biliyor. 

  Öylesine güçlü ki ruhum su gibi narin ve naifçe, sert insanlara sabırla istediği şekli veriyor. Yol olmalı çünkü yâr olmalı insan insana. Taş ki, sert de olsa suyun naifligiyle o bile yola geldi. Güzellikle oluyor güzel olan ne varsa, sevgiyle şefkatle istikrarla...
  Ahh ruhum buralarda değil ki sizi nasıl anlasın buraların değil ki o ... O yaratıldığı ve ;"Belâ." Dediği yerle nişanlı. O kavuşmayı bekliyor. O burada değil. O sevildiğini bildiği yerde huzur ve huşu ile dua ediyor. O bilmiyorsunuz ama içinizde geziyor. Bazen ben bile bilmeden gidip geri geliyor.
  Ruhum kimsenin bilmediği ezgilerle raks ediyor Mevlâna misali. O dönüyor Kabedeki gibi. O giriyor Ravza'ya gülümsüyor. " Ben geldim Ya Rasulallah."diyor. O göçebe gibi, bedenimde misafir olduğunu biliyor. Asıl sevdikleriyle bir araya geliyor. Kimse bilmiyor.
  Bana da sus söyleme diyor sakla bu bir sır diyor ama Imamı Busayri ne kadar dayanabildi? Aşkını itiraf etti. Hem seven sevdigini söylesin dememismiydi O Nebi (sa.) Ama insan utanıyor. Neden söyleyemediklerini anlıyorum. Neden susmak istediklerini biliyorum. Yine de hissediliyor ve hissediyorum. Galiba bu bi insana yeter. Şükürler olsun.


Not:
Hadis-i Şerif hafızı İbni Hacer El-Askalani (rahimehullah) şöyle dedi:

 “Vecdin galebe çalmasından dolayı aşırı sevgi, hayâyı ve vakarı giderir. Kendisinde vecd bulunan kimse, sevgisini gizleyemez. Bunların yaşadıkları haller reddedilmez, mazeretlerini kabul etmek gerekir. Aşk ve sevgiden dolayı sâfî sûfîlerin makamlarına yakışmayan iradesiz hareketleri olabilir. Hallerine göre semâ anında -müzikten- işittikleri işaretleri anlarlar ve iradelerine hakim olamazlar. Bundan böyle dengesiz raksetmelerinde mazurdurlar.” (İBNİ HACER EL-ASKALANİ, FETH'UL-BARİ, CİLD; 9, SAYFA; 563)

 Konu hakkında Hüccetü'l İslam İmam-ı Gazali (rahimehullah) şöyle der:

 “Raks, bir sevinme ve sevinçten doğar. Raksın hükmü ise onu tahrik eden sebebe göre hüküm alır. Eğer rakseden adamı şevke getiren meşru ve ulvî bir duygu ise, onun raksı o sevgiyi arttırdığı için güzeldir. Şayet mübah ise, raksı da mübahtır. Eğer meşru olmayan, harama vasıta olan bir şeye sevinmişse, raksı meşru değildir.” (HÜCCETÜ'L İSLAM İMAM-I GAZALİ, İHYA'U ULUMUDDİN, CİLD; 3, SAYFA; 300)

 Hazreti Mevlana Celaleddin Rum-i (rahmetullahi aleyh) ise, semâın, hak âşıklarının gıdası olduğunu, onda canan ile (hakikî dost ile) buluşup kavuşmanın lâtif bir hayali bulunduğunu söyler. Ve semâın manevî hal sahibi olanların gönülleri için bir döşek olduğunu belirtir.
(MEVLANA CELALEDDİN RUM-İ, MESNEVİ ŞERİF-İ NAHİFİ TERCÜMESİ, CİLD; 1, SAYFA; 2)  

31 Temmuz 2020 Cuma

Güzel günden...:)


Şarkının anlamı;

Ve geçmişte kaybettiklerin için üzülme ne olacağını kim bilebilir?Geçmişte kaybettiklerin için üzülme
Ve eğer dünya seni daraltıyorsa
Bu kelimeleri mırıldan

Daha önce ki zorlukları aşmadık mı (evet .. evet)
Ve hayatı hayata katmadık mi?
Hatırla Dünya sadece... (hayır hayır)
Sadece bir andan ibaret, ne kadar sürerse sürsün.
Bu yüzden bu kelimeleri benimle mırıldan.

İyiliği  iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır.
İyiliği  iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır.
Ve geçmişte kaybettiklerin için üzülme

Tüm dünyadakilerin endişeleri var
Yalnız değilsin ey dertli olan
Ama sen onu hafifletebilirsin
Ve insanın durumu sürekli değildir .
Hayır hayır sürekli değildir.

Yaşadığımız tecrübeler bizi olgunlaştırır
Evet evet
Gafletten uyandırır.
Bize daha güçlü olmayi öğretiyor, evet, evet
Böylece özgüvenli yol alırız.
Onun için şu kelimeleri benimle mırıldan



İyiligi iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır. İyiligi iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır.
Ve geçmişte kaybettiklerin için üzülme

'Yarına kaygıyla bakma kalbinin sesini duy.
En zor anlarda bile yaşadıklarınla mutlu ol.
Kendine hakim olarak tüm kaygıları aşabilirsin.
Dermanı bulana derdi önemsiz hale gelir'

Hüsnü zan ile içimizdeki ruh güçlendi
Sadece güçlü ruha sahip olanlar mücadele edecektir.


İyiligi iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır. İyiliği  iste iyilik bulacaksın
Bilemezsin yaşadıkların her neyse belki de hayırlısıdır.
Ve geçmişte kaybettiklerin için üzülme.

25 Temmuz 2020 Cumartesi

SEN ÇEKİL ARADAN TECELLİ ETSİN YARADAN

  Geçenlerde bir arkadaşımı aradım takvali çok da güzel hanım hanımcık tatlı bir kızcağız. Aslina bakarsanız sürekli görüştüğüm biri değil ama büyüdükçe hemcinslerimi daha iyi anladım. Neyse işte biraz gönlünü okşamak istedim. "Kimseye anlatamadıklarını anlıyorum dert etme." mesajını vermek istedim. Genel itibarıyle kendimden örnekler verip 'kızım sana söylüyorum gelinim sen anla' misali çenem düşmüş olacak ki 20 dakika konuşmuşum:))
  Farkettim ki kız bazı bazı ağladı ben konuşurken. Duygularına dokunmuş olacak ki duygu boşalımı yaşadı sanırım. Amacım bu değildi tabi ki. Rahatlasın istiyordum. Bu da bir rahatlama şekli galiba :))
  Velhasıl kelam çağımız dünyasında insanlar menfaati uğruna böyle takvalı masum kızlarımızı üzüyor kırıyor hakkına girip ortada bırakıyor. Nasıl da hassas kırılgan narinmiş ki yüreği ağladı. Belli etmeden... Elbette benim için hissetmek zor olmadi.
  Allah koronadan sonra bir sefkat tokadı daha gönderecek gibi hissediyorum bizlere. Bu deprem ile mi olur nasıl olur bilemem Allah bilir ama havalarin gidişini açıkçası begenmiyorum. Bi tuhaf hayvanlar filân... Biraz mantıklı düşününce şu sosyal mecraları vs. terkedince ne kadar saçmalıyoruz aslında daha net görüyor insan. Herşeyi her anımizi paylaşır olduk. Hislerimizi yüz yüze ifade etmez olduk bir story paylaşarak hislerimizi ifade eder hale geldik. Ne acı ki hislerimizi de yitiriyoruz farketmeden. Şu hassas yürekli kızları üzecek kadar gaddar olmanın başka bi açıklaması olamaz. Helalinden istemiyor çoğu hiçbirşeyi herşey onun bencilligine hizmet etsin de haram helal ne önemi var değil mi? Ne yedik ne içtik bu hale geldik anlamiyorum ki? Kimlerle oturup kalktık?
  Toplumumuz dejenere oldu malesef ama bunu da sindirebilmiş değil. Arafta kalmış sanki. Yürekleriyle ilişkileri kesilmiş gibi bir çoğunun. Akıl vicdan edep adap terazileri şirazesini yitirmiş. Haliyle denge yok oldu.
  Bugün sevgi dedikleri şey malasef bencilliklerine hizmet eden bir varlığın bulunması şeklinde nefsanî bir arzunun ötesine geçmedi. Samimiyet zaten hak getire... Allah 'ın en çok istediği şey değil miydi ihlâs (samimiyet) ? Ne diyordu;" insanlar helâk oldu ancak âlimler müstesna. Alimler de helak oldu ancak ilmi ile amel edenler müstesna. Ilmi ile amel edenler de helâk oldu ancak ihlas ile amel edenler müstesna. "
  Bunu ilişkiler için düşünürsek mantığı anlarız gibime geliyor. En güzel rehber yine Peygamber sa.'ın aile hayatı ve eşleriyle münasebeti ama bugün bunu kim umursuyor ki? O'nun hayatında o kadar çok örnek var ki huzurlu mutlu aile hayatı için erkeklere, günümüz erkeği bunu öğrenmek anlamak dahi istemiyor o kadar kolaycı olmuşlar ki bu bile külfet geliyor.
  Beyler! ... Kendinize gelin. Daldan dala atlamayın asabımı bozmayın ahahaa. Şaka bi yana. Insan elindekinin kıymetini elindeyken bilmeli. Yoksa Allah'ın tokadı geliyorum diyor daha ne desin? Malasef biz toplum olarak insanlık olarak adaletli vicdanlı isabetli samimi davranmadıkça başımıza gelecek var. Ruh tekamül etmek istiyor tatmin olmak istiyor. Zahmet olacak ama biraz çaba...
  Emin olun sürekli araştırıyorum bi karar vereceksem;" bu durumda O (sa.) Ne yapardı?" Diye düşünüp benzer hadiseyi araştırıyorum. Evet insanız hatamız günahımız çok. Yanlışlar doğrular hepsi bizim için. Bu demek değil ki;"şımar nasılsa Allah nimetini kesmiyor. N'olcak onun canını yak bunun  hakkina gir. 2 gün sonra unut. " herşeyden kaçar da insan vicdanından kaçamaz. Gün gelir o vicdan boğar seni. Yakana yapışır. Bırakmaz. Adaleti sağlar. Zamanında adaletsiz davrandığın ne varsa seni onsuz bırakır. Elini kolunu bağlar kımıldayamaz olursun. Için içini yer ama konuşamazsın. Yüreğinde yaktığın canların yangısı alevler içinde bırakır seni. Yaktığınız canlara ne mi olur? Yüreklerinin hafifliğiyle başka alemlere gitmişlerdir bile. Aglayarak söndürdükleri o yaktığınız ateş ilâhi terazide size yol alıp yerini bulmuştur bile. Ne diyelim ilahi adalet şaşmıyor. Nereye gitseniz peşinizde. :) 

Niyazi mısri