15 Aralık 2016 Perşembe

Ruh sonsuzluk için yaşar

  Şu an Kabe önünden yazıyorum bu satırları 😭 manevi kucağında o kadar rahattım ki burda bunca kalabalık binlerce insan nasıl da tek tek anıyor seni Ey benim Yaraticim. İlahım. Mevlam. Gitmek istemiyorum. Ömrümün hicbir aninda böyle nefes alabildiğimi hissetmemistim. Ey sevgisi içime hapsolan. Ey benim mahrem duygularimin sahibi. Maddi olarak gitmiş olsam bile manevi olarak kucagindan ayırma beni, aciz kulunu..
  Seninle, senin mahallinde olmanın huzurunu tattigim şu günler o kadar güzel ki.. O kadar tarif edilmez ki.. İçim buruluyor. Eminim herkes benim gibi hissediyor. Alemi emir latifelerimi alemi halk latifelerim üzerine galip kıl Ya Rabbi... Tekrar geleceğim çağır Ya Rabbi...
  İnsanın ruhu her zaman birşeye bağlanmak ister ve bunun sonsuz olmasını ister. Çünkü ruh sonsuzdur ceset ölür ruh ölmez. Peki soruyorum dünya fani iken içindeki hangi bağlandığın şey sonsuz olabilir? Eşin mi, sevgilin mi, annen mi, baban mi, evladın mi? Bunlara duyduğun sevgi mi? Ruhun yalnizca Baki olana  sonsuz duygular hissedebilir! Yanılma! Yaradilmis ne varsa fanidir ona hissettigin duygu da o fani olana olunca seni Baki olana sonsuz olana ulastirmaz. Ruhun buna açken seni dünyadaki hicbirsey doyurmaz.
  Boşuna uğraşma..  Şu an Yanimdaki amca bağıra bağıra dua ediyor.. Aşk böyle bişey gözün O'ndan başkasını görmüyor. Etrafı görmüyor amca. Kapilmis sele ruhunu doyuruyor. Zaten yaraticiya sonsuz aşkı hissedemeyenler yaradilana olan sevgisi de geçici oluyor çünkü o insan gerçek sevgi aşk nedir bilmiyor. Hissedemiyor. Anlık yaşıyor, baki değil fani yaşıyor. Bakilik yasayanlardan olmak dileğiyle. 
(15 Şubat Salı 2022) Mektubatı Rabbanî 260. Mektubu okuduğumda burada ettiğim duanın (yani alem-i emir ve alemi halk hakkında olan) yüzde yüz doğru bir dua olmadığını anlamış bulundum. Bundan dolayı Allah affetsin.  Mektuptan bir kısmı paylaşıyorum.
 Yine sözümüze gelelim. Âlem-i halkın, Âlem-i emirden dahâ üstün olduğunu açıklayalım: Âlem-i emir, bu dünyâda nasîbine kavuşmaktadır. Müşâhede, rü’yet hâsıl etmektedir. Yarın, Cennet ni’metleri, Âlem-i halka olacaktır. Nasıl olduğu anlaşılamayan tâm rü’yet ona nasîb olacaktır. (Müşâhede), zıllı görmektir. Kıyâmette, Allahu Teâlâ'nın kendi görülecektir. Müşâhede ile rü’yet arasında ve zıl ile asıl arasında ne kadar ayrılık varsa, Âlem-i emir ile Âlem-i halk arasında da o kadar fark vardır. (Müşâhede), Velâyette olur. (Rü’yet) ise Nübüvvettedir ve Peygamberlere “aleyhimüssalavâtü vetteslîmât” uymakla şereflenenlere, onlara uydukları için nasîb olur. Velâyet ile Nübüvvet arasındaki farkı, buradan da anlamalıdır.

TENBÎH: Âlem-i emir ile bağlılığı dahâ çok olan bir ârif, Velâyetin derecelerine dahâ çok kavuşur. Âlem-i halk ile ilgisi dahâ çok olan da, Nübüvvetin derecelerine dahâ çok kavuşur. Bunun içindir ki, Îsâ “aleyhisselâm”, Velâyette dahâ ileri gitmiştir. Mûsâ “aleyhisselâm” da, Nübüvvette dahâ ileri gitmiştir. Çünki Îsâ aleyhisselâmda, Âlem-i emir kuvvetlidir. Bunun için, melekler gibi oldu. Mûsâ aleyhisselâmda, Âlem-i halk kuvvetli olduğu için müşâhede ile doymayıp, rü’yeti istedi. Bu mektûbun başında, Peygamberlerin, Peygamberlik derecelerindeki ayrılıklarının sebebini, ileride bildireceğiz demiştik. İşte, şimdi anlaşılmış oldu. Latîfelerinin aşağı veyâ yüksek olması, burada sebep olmamıştır. Latîfelerin aşağı veyâ yukarı olması, velâyette te’sîrli olur. Her şeyin doğrusunu ancak Allahu Teâlâ bildirir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Niyazi mısri